26. Cüz

(Casiye: 33-47; Ahkaf; Muhammed; Fetih; Hucurat; Kaf; Zariyat; Tûr:1-30)

33. Yaptıklarının günahları onlara belli olmuş ve alay ettikleri şey onları kuşatıvermişti.

34. ‑Bugün, sizin bu gününüzü unuttuğunuz gibi biz de sizi unuturuz. Sığınağınız ateştir. Sizin hiç bir yardımcınız da yoktur, denilmiştir.

35. Bu azap, Allah’ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmış olması sebebiyledir. İşte bugün, onlar, oradan çıkarılmayacak ve özürleri de dinlenmeyecektir.

36. Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve tüm evrenin Rabbi Allah’a mahsustur.

37. Göklerde ve yerde büyüklük O’nundur. Aziz ve hakim O’dur.

46. AHKÂF SÛRESİ

(Mekke Döneminin sonlarına doğru nazil olan Sûre ismini 21. ayette geçen Ahkâf’dan almıştır. Ahkâf, rüzgarların yaptığı kum tepelerine denilir. Ad toplumunun yaşadığı yörenin genel coğrafi karakterini Ahkaf kelimesi iyi anlatır. 35 ayettir.)

Rahman ve Rahim  Allah’ın adıyla.

1. Hâ mîm. 2. Kitabın indirilişi mutlak güç ve hakimiyet sahibi Allah’tandır.

3. Gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları ancak hak ve adı konmuş bir süre ile yarattık. Nankörler ise uyarıldıkları şeyden yüz çeviriyorlar. 4. De ki:

‑Allah’tan başka dua ettiklerinizi gördünüz mü? Yerde ne yarattıklarını bana gösterin. Yoksa onların ortaklıkları göklerde midir? Eğer doğru söyleyenler iseniz, bundan önce bana bir kitap veya ilminden bir eser getirin.

5. Allah’tan başkasına dua edenden daha sapık kim vardır?! Onlar kendilerine kıyamet gününe kadar cevap veremezler ve kendilerine yapılan duadan habersizdirler.

6. Nitekim, insanlar haşredildikleri zaman (kendilerine dua ettikleri), onlara düşman olur ve kendilerine yaptıkları ibadetleri reddederler.

7. Açıklayıcı ayetlerimiz onlara okunduğu zaman, kendilerine gelen gerçeği inkar edenler şöyle dediler:

‑Bu, apaçık bir sihirdir! 8. Veya:

‑Onu uydurmuş! diyorlar. De ki:

‑Eğer onu uydurmuşsam, beni Allah’tan (kurtaracak) hiç bir şeye sahip değilsiniz. O, sizin onun hakkında yaptığınız taşkınlığı daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak o yeter. O, çok bağışlayıcı ve merhametlidir. 9. De ki:

‑Ben, peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size neler yapılacak bilmiyorum. Ben, ancak bana vahy edilene tabi oluyorum. Ben, apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim.

10. De ki:

‑Gördünüz mü? Eğer, o Allah katından ise ve siz de onu inkar etmişseniz, İsrailoğulları’ndan bir şahit de bunun bir benzerine şahitlik etmiş ve iman etmiş olduğu halde, siz büyüklük taslamış iseniz? Allah, zalim topluma yol göstermez.

11. İnkar edenler, iman edenler için dediler ki:

‑Eğer bir hayır olsaydı, ona bizden önce ulaşmazlardı. Onunla doğru yolu görmedikleri için:

‑Bu, eski bir yalandır.

12. Ondan önce, öncü ve rahmet olan Musa’nın kitabı vardı. Bu (Kur’an) da, zalimleri uyarmak ve iyilik edenlere müjde vermek için, Arap diliyle onaylayan bir kitaptır.

13. “Rabbimiz Allah’tır.” deyip sonra da dosdoğru olanlara bir korku yoktur. Onlar üzülecek de değiller.

14. Onlar, cennet halkı olup, yaptıklarının karşılığı olarak orada ebedi kalacaklardır.

15. İnsana, anne ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlük içinde taşımış ve güçlükle doğurmuştur. Onun taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır. Ta ki olgunluk çağına ulaştığı ve kırk yaşına eriştiği zaman:

‑Rabbim, bana, ana babama verdiğin nimetine şükretmemi, razı olacağın doğru işleri yapmamı bana ilham et. Benim için soyumu da ıslah et. Ben, sana tevbe ettim ve ben sana teslim olanlardanım, dedi.

16. İşte onlar, yaptıklarını en iyi şekilde kabul ettiğimiz, günahlarını geçtiğimiz, cennet halkı içinde olanlardır. Kendilerine yapılan vaad, dosdoğru bir vaaddir.

17. Anne ve babasına:

‑Öf be siz de, benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken beni yeniden diriltilip, çıkartılmakla mı tehdit ediyorsunuz? diyen kimseye, anne ve babası Allah’a sığınarak:

‑Yazıklar olsun sana, iman et, şüphesiz Allah’ın vaadi haktır. (derler. O ise:)

‑Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir, diye cevap verir.

18. İşte onlar, cinlerden ve insanlardan, kendilerinden önce gelip geçmiş toplumlar arasında haklarında (azap) hükmü gerçekleşmiş olanlardır. Onlar, hüsrana uğrayanlardır.

19. Yaptıklarından dolayı hepsinin dereceleri vardır. Hiç haksızlığa uğratılmadan, yaptıkları kendilerine ödenmiştir.

20. Nankörlük edenler ateşe sunulduğu gün:

‑Dünya hayatınızda bütün iyiliklerinizi yitirdiniz. Onlardan isteğiniz gibi faydalandınız. Bugün ise, dünyada haksız yere büyüklenmeniz ve fasıklık yapmanız sebebiyle alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız, denir.

21. “Hatırlat, Âd’ın kardeşini… Hani O, Ahkaf’taki kavmini uyarmıştı. Ondan önce de sonra da “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin.” diye uyarıcılar gelip geçmişti:

‑Ben büyük bir günün azabının üzerinize gelmesinden korkuyorum! 22. Onlar da:

‑Bizi ilahlarımızdan ayırmak için mi geldin? Eğer doğru sözlülerden isen haydi bize getir, bizi tehdit ettiğin şeyi! demişlerdi. 23. O da:

‑Bu konudaki bilgi sadece Allah katındadır. Ben, kendisiyle gönderildiğim şeyi size tebliğ ediyorum. Ama ben, sizin cahillik eden bir toplum olduğunuzu görüyorum, dedi.

24. Azabın, bir bulut halinde vadilerine doğru gelişini gördükleri zaman:

‑Bu, bize yağmur getirecek bir bulut! demişlerdi.

‑Hayır. O, acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde acı bir azap olan rüzgardır!

25. O, Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eder. Nitekim evlerinden başka bir şey görünmez oldu. Suçlu toplumu işte böyle cezalandırırız.

26. Onları, size vermediğimiz şeylerle güçlendirmiştik. Onlara, kulak, göz ve kalpler vermiştik. Fakat, kulakları, gözleri ve kalpleri onlara fayda vermedi.

Zira Allah’ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı ve kendisiyle alay ettikleri şey onları kuşatıverdi.

27. Nitekim, çevrenizdeki şehirleri de helak etmişti. Belki dönerler diye ayetleri detaylı olarak açıklamıştık da…

28. Yaklaşsınlar diye Allah’tan başka edindikleri ilahlar onlara yardım etmeli değil miydi?! Aksine onlardan uzaklaştılar. Çünkü O, onların uydurduğu kendi yalanlarıdır.

29. Hani, cinlerden bir grubu Kur’an’ı dinlesinler diye sana yöneltmiştik.

Onun yanına gelince “susun!” demişler. (Okuma) tamamlanınca kavimlerine uyarıcı olarak dönmüşler.

30. Onlara şöyle demişlerdi:

‑Ey kavmimiz, biz, Musa’dan sonra indirilen, kendisinden öncekini tasdik eden, hakka yönelten ve dosdoğru yolu gösteren bir kitap dinledik.

31. ‑Ey kavmimiz, Allah’ın davetçisine uyun, ona iman edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun.

32. Kim Allah’ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde kaçıp sığınacağı bir yer yoktur. Onun Allah’tan başka bir velisi de yoktur. İşte böyleler apaçık bir sapıklık içindedir.

33. Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah’ın ölüleri de diriltmeye gücünün yeteceğini görmüyorlar mı? Elbette onun her şeye gücü yeter.

34. Bunu inkar edenler, ateşe sunuldukları gün:

‑Bu, gerçek değil mi?

‑Rabbimize andolsun ki evet (gerçektir), dediler.

‑Nankörlük ettiğiniz için azabı tadın! der.

35. O halde, sen de azim sahibi peygamberlerin sabrettiği gibi sabret! Onlar için acele etme! Onlar kendilerine vaat edileni gördükleri gün gündüzün bir saatinden fazla yaşamamış gibidirler. Bu bir tebliğdir.

Fasık toplumdan başkası mı helak edilir?

47. MUHAMMED SÛRESİ

(Medine döneminin ilk yıllarında indirilmiş olan süre, ismini 2. ayette geçen Muhammed isminden almıştır. 38 ayettir.)

Rahman ve Rahim  Allah’ın adıyla.

1. İnkar edenler ve Allah’ın yolundan saptıranların çalışmalarını Allah boşa çıkardı.

2. İman edenler, doğruları yapanlar ve Rabbinden hak olarak Muhammed’e indirilene iman edenlerin kötülüklerini örttü ve durumlarını düzeltti.

3. Bu, inkar edenlerin batıla, iman edenlerin ise Rab’lerinden gelen hakka tabi olmalarından dolayıdır. Allah, insanlara kendi örneklerini işte böyle vermektedir.

4. İnkar edenlerle, (savaşta) karşılaştığınız zaman boyunlarına vurun! Onları iyice bozguna uğratınca, sımsıkı bağlayın. Sonra da ya karşılıksız bağışlayın; yada savaş ağırlıklarını bırakıncaya kadar fidye alın. İşte böyle, eğer Allah dileseydi, onlardan kendisi intikam alırdı. Fakat, savaş sizi birbirinizle denemek içindir. Allah, yolunda öldürülenlerin çalışmalarını asla boşa çıkarmayacaktır.

5. Onlara yol gösterecek ve durumlarını düzeltecektir.

6. Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır.

7. ‑Ey İman edenler, Eğer Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım edecek ve ayaklarınızı sabit kılacaktır.

8. İnkarcılar ise, mahvolacak ve (Allah) çalışmalarını boşa çıkaracaktır. 9. Bu, onların, Allah’ ın indirdiğini kötü görmeleri sebebiyledir. Bu sebeple yaptıklarını iptal etmiştir.

10. Yeryüzünde hiç dolaşmıyorlar mı? Kendilerinden öncekilerin akıbetine bir baksınlar. Allah onları yerle bir etti. O kafirler için de bunun bir benzeri vardır.

11. Bu, Allah’ın iman edenlerin velisi olduğu ve kafirlerin ise bir velisi olmadığı içindir.

12. Allah, iman edenleri, alt kısmından ırmaklar akan cennetlere girdirecektir. İnkar edenler ise zevki sefa sürüyorlar. Hayvanların yediği gibi yiyorlar. Onların meskeni de ateştir.

13. ‑Seni ülkenden çıkaranlardan daha güçlü nice ülkeleri helak ettik de onlar için bir yardımcı/kurtarıcı yoktu.

14. Rabbinden bir belge üzerinde olan kimse, kendisine kötü işleri güzel görünen ve heveslerine uyan kimse gibi midir?

15. Muttakilere vaat edilen cennetin niteliği (şudur): İçinde tadı ve kokusu bozulmayan su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları ve içenlere lezzet veren şarap ırmakları, süzme bal ırmakları… Onlara, orada her türlü meyve ve Rab’lerinden bağışlanma vardır.

O, ebedi ateşte kalacak, kaynar su içirilip, bağırsakları parça parça olacak kimseler gibi olur mu?

16. İçlerinde seni dinleyenler vardır. Senin yanından çıktıkları zaman, kendilerine ilim verilenlere sorarlar:

‑Demin ne söylemişti? Onlar, heveslerine uyduğu için Allah, onların kalplerini mühürlemiştir.

17. Doğru yolu görenler ise, onların hidayetlerini artırmış ve onlara takvalarını vermiştir.

18. Onlar, kendilerine ansızın gelecek kıyametten başka bir şey mi bekliyorlar? Oysa onun alametleri gelmiştir. Kendilerine geldiği zaman nasıl öğüt alacaklar?

19. Öyleyse bil ki Allah’tan başka ilah yoktur. Günahların için, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar için bağışlanma dile! Allah, dolaştığınız yeri ve varacağınız yeri bilir.

20. İman edenler:

‑Bir sûre indirilmeli değil mi? diyorlar. Kesin bir sûre indirilip, içinde savaş anılınca, kalplerinde hastalık olanların sana, ölüm korkusundan bayılan bir adamın bakışıyla baktıklarını görürsün. Onlara yaraşan, 21. bir işe azmedince itaat etmek ve güzel söz söylemektir. Eğer Allah’a bağlı kalsalardı, kendileri için daha iyi olurdu.

22. ‑Eğer işbaşına gelirseniz, yeryüzünde bozgunculuk çıkarır, akrabalık bağlarını koparır mıydınız?

23. İşte onlar, Allah’ın kendilerine lanet ettiği ve bu sebeple kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.

24. Onlar, Kur’an’ı hiç düşünmüyorlar mı, yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var?

25. Kendilerine doğru yol açıkça belli olduktan sonra, arkalarına dönenlere, şeytan işlerini kolaylaştırmış, onlara ümit vermiştir.

26. Bu, onların Allah’ın indirdiğini beğenmeyenlere:

‑Bazı işlerde size itaat edeceğiz, demeleri sebebiyledir. Allah, onların gizlediklerini bilir.

27. Melekler, onların canını almaya geldikleri, yüzlerine ve sırtlarına vurdukları zaman nasıl olacak?

28. Bu, onların Allah’ı gazaplandıran şeylere uymaları ve onun rızasından hoşnut olmamalarındandır. Dolayısıyla çalışmaları boşa gitmiştir.

29. Yoksa, kalplerinde hastalık olanlar, Allah’ın onların kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?

30. Dileseydik, onları sana elbette gösterirdik. Zaten sen onları simalarından tanırsın. Konuşma uslûp-larından da onları tanıyabilirsin. Allah, çalışmalarınızı bilir.

31. ‑İçinizdeki mücahidleri ve sabırlı olanları tespit edene kadar sizi elbette deneyeceğiz. Haberlerinizi de test edeceğiz.

32. Kendilerine doğru yol açıkça belli olduktan sonra, Allah’ın yolundan saptıran ve Resul’e karşı gelen kafirler, kesinlikle hiç bir şekilde Allah’a zarar veremezler. Allah, onların (bütün) işlerini boşa çıkaracaktır.

33. ‑Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve çalışmalarınızı geçersiz kılmayın.

34. İnkar edenler ve Allah’ın yolundan saptıranlar, sonra da kafir olarak ölenler… Allah onları asla bağışlamayacaktır.

35. Siz, (düşmandan) üstün durumda iken, gevşeklik göstermeyin ve barışa çağırmayın! Allah, sizinle beraberdir. Çalışmalarınızı asla eksiltmeyecektir.

36. Dünya hayatı, ancak bir oyundur, bir eğlencedir. Eğer iman eder ve korunursanız, size mükafatınızı verecektir. Sizin mallarınızı da istemez.

37. Eğer, onu sizden isteyip de zorlasaydı, cimrilik ederdiniz de kinlerinizi ortaya çıkarırdı.

38. ‑İşte siz, Allah yolunda harcamaya davet olunan kimselersiniz. Fakat, sizden cimrilik edenler vardır. Kim cimrilik ederse ancak kendi aleyhine cimrilik eder.

Allah zengindir, siz muhtaçsınız. Eğer yüz çevirirseniz, sizi başka bir toplum ile değiştirir. Sonra onlar, sizin benzerleriniz de olmazlar.

48. FETİH SÛRESİ

(Hicretin 6. yılında Hz. Peygamber’in Hudeybiye anlaşmasından dönüşü sırasında nazil olmuştur. İsmini ilk ayetinde geçen Fetih kelimesinden alır. Bu ayette Allahu Teala, Hudeybiye anlaşmasının Mekke’nin fethinin yolunu açtığı gaybi ihbarını yapmaktadır. 29 ayettir.)

Rahman ve Rahim  Allah’ın adıyla.

1. Şüphesiz biz, sana apaçık bir fetih verdik.

2. Allah, geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve sana dosdoğru yolu göstersin… 3. Ve Allah sana karşı konulmaz bir zaferle yardım etsin…

4. İmanlarına iman katmaları için mü’minlerin kalplerine huzur indiren O’dur. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, alimdir, hakimdir.

5. Mü’min erkekleri ve mü’ min kadınları, alt kısmından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere girdirsin ve onların kötülüklerini örtsün… İşte bu, Allah katında en büyük kurtuluş ve mutluluktur.

6. Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara, müşrik erkek ve müşrik kadınlara azap edecektir. Kötülük çemberi tepelerine insin. Allah onlara gazap etmiş, onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer ne kötüdür.

7. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, azizdir, hakimdir.

8. ‑Biz seni, şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik

9. Allah’a ve elçisine inanmanız, onu savunup desteklemeniz ve ona saygı göstermeniz ve sabah akşam onu tesbih etmeniz için.

10. Sana beyat edenler, ancak Allah’a beyat etmişlerdir. Allah’ ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdinden dönerse kendi aleyhinedir. Kim de verdiği söze bağlı kalırsa, Allah ona büyük bir ödül verecektir.

11. Geride kalan bedeviler, sana:

‑Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bizim için bağışlanma dile, diyeceklerdir. Kalplerinde olmayanı dilleri ile söylüyorlar. De ki:

Eğer Allah, size bir zarar veya fayda vermek isterse kim sizin için bir şeye sahip olabilir? Oysa hayır, Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

12. Oysa siz, peygamberin ve müminlerin daha ebedi olarak ailelerine dönmeyeceğini sandınız. Bu, kalplerinize çekici kılındı. Siz, kötü bir zanna kapıldınız ve bozguncu bir topluluk oldunuz.

13. Kim Allah’a ve Peygamberine iman etmezse, biz o kafirlere alevli bir ateş hazırladık.

14. Göklerin ve yerin hakimiyeti Allah’a aittir. Dilediğini bağışlar, dilediğini cezalandırır. Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.

15. Geride kalanlar, siz ganimetleri almaya giderken diyecekler ki:

‑Bizi bırakın da size uyalım. Allah’ın sözünü değiştirmek istiyorlar. De ki:

‑Asla bize uymayacaksınız. Daha önce Allah da böyle buyurmuştu.

‑Hayır, siz bizi çekemiyorsunuz/ kıskanıyorsunuz, diyecekler.

Hayır, onların çok azı dışında anlayamaz oldular.

16. Bedevilerden (seferden) geri kalanlara de ki:

‑Çok güçlü bir kavme karşı savaşmak için çağrılacaksınız, yada onlar teslim olacaklar. Eğer itaat ederseniz Allah size güzel bir ödül verir. Eğer daha önce yüz çevirdiğiniz gibi yüz çevirirseniz, sizi acı bir azapla cezalandırır.

17. Köre bir günah yoktur. Topala da bir günah yoktur. Hastaya da bir günah yoktur. Kim, Allah’a ve Resûlüne itaat ederse onu alt taraflarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse onu da acı bir azapla cezalandırır.

18‑19. Ağaç altında sana beyat edenlerden Allah razı olmuştur. Gönüllerindekini bildi de üzerlerine huzur indirdi ve onlara yakın bir fetih ve elde edecekleri bir çok ganimetler vermiştir. Allah, güçlüdür, hakimdir.

20. Allah, size elde edeceğiniz bir çok ganimet sözü vermiştir. Bunu sizin için çabuklaştırmış ve mü’minlere bir işaret olması, sizin de doğru yolu bulmanız için insanların ellerini sizden çekmiştir.

21. Allah’ın hazırladığı fakat sizin henüz sahip olmadığınız daha başkalarını da. (Vaat etmiştir) Allah’ın her şeye gücü yeter.

22. İnkar edenler sizinle savaşmış olsalardı, arkalarını dönüp kaçarlardı da bir veli ve yardımcı bulamazlardı.

23. Allah’ın daha önce de geçmiş olan kanunu budur.  Allah’ın kanununda bir değişiklik bulamazsın…

24. Sizi onlara karşı zafere ulaştırdıktan sonra, Mekke’nin göbeğinde, onların ellerini sizden, sizin elinizi de onlardan çeken O’dur. Allah, yaptıklarınızı görmektedir.

25. Küfreden /kafir olan, sizi Mescid‑i Haram’dan alıkoyanlar ve kurbanlıkları tutarak yerine ulaşmasına imkan vermeyenler onlardır. Eğer bilmeden kendilerini öldüreceğiniz ve bu sebeple de bir takım güçlüklere uğrayacağınız, tanımadığınız mü’min erkekler ve mü’ min kadınlar olmasaydı… (Allah savaşa engel olmazdı.) Bu, Allah dilediğini rahmetine girdirsin diyedir. Eğer (birbirlerinden) ayrılmış olsalardı, onlardan inkarcı olanları acı bir azapla cezalandırırdık.

26. Kafir olan kimselerin kalplerinde bir asabiyet meydana getirdi. Allah, Peygamberine ve mü’minlerin üzerine huzur indirdi ve onları “takva” sözüne bağlı tuttu. Onlar, zaten bunu gerçekleştirmişler ve ona sahip çıkmışlardı. Allah ise her şeyi bilmekteydi.

27. Evet, Allah, elçisinin rüyasını hakkıyla doğruladı. Allah’ın dilemesiyle, güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkusuzca Mescid‑i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bilir. Oraya girmeden önce de yakın bir fetih vermiştir.

28. Elçisini, doğruluk rehberi ve hak din ile, onu bütün dinlere üstün kılmak için gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter.

29. Muhammed, Allah’ın elçisidir. Onunla beraber olanlar, kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler. Onların rükû ve secde ederek Allah’ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün. Onların işareti yüzlerindeki secde izleridir. İşte bu onların Tevrattaki örneğidir. İncil’deki örneği ise:

Filizini vermiş bir ekin gibidir. Onu kuvvetlendirmiş, o da çiftçilerin hoşuna gidecek şekilde kalınlaşmış ve gövdesi üzerinde dikilmişti. Onunla kafirleri öfkelendirmek için Allah, onlardan iman eden ve doğruları yapanlara mağfiret ve büyük bir ödül vaat etmiştir.

49. HUCURÂT SÛRESİ

(İsmini 4. ayetteki Hucurat kelimesinden alan bu sûre, ağırlıklı olarak temel ahlak yasalarından, insan ilişkileriyle ilgili kurallardan bahsetmektedir. Ayrıca 10. ayetteki mü’min olan herkesin aynı ailenin bir ferdi olarak kardeş olduğu prensibi, dikkat çekmektedir. 18 ayettir.)

Rahman ve Rahim  Allah’ın adıyla.

1. ‑Ey iman edenler!Allah’ın ve onun Resûlü’nün önüne geçmeyin. Allah’tan sakının. Şüphesiz  Allah, işitendir, bilendir.

2. ‑Ey iman edenler!Sesinizi, peygamberin sesi üzerine yükseltmeyin. Farkında olmadan çalışmalarınızın heba olmaması için, birbirinize bağıra çağıra konuştuğunuz gibi ona karşı bağırarak konuşmayın.

3. Allah’ın resûlü yanında, seslerinizi kısarak konuşanların kalplerini Allah, takva yönünden denemiştir. Onlar için bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.

4. Sana odaların arkasından bağıranların çoğu aklını kullanmıyorlar.

5. Oysa sen onların yanına çıkıncaya kadar sabretselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu. Allah, bağışlayıcıdır, merhametlidir.

6. ‑Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse, bilmeden bir topluluğa kötülük etmemek için iyice araştırın, sonra yaptığınıza pişman olursunuz.

7. Aranızda Allah’ın Resûlü’ nün bulunduğunu bilin. Bir çok işte size itaat etseydi, kötü durumlara düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve kalplerinizi onunla süslemiştir. Size küfrü, fasıklığı ve isyanı kötü göstermiştir. İşte, böyle olanlar, doğru yolda olanlar onlardır.

8. Allah’tan bir fazilet ve nimet sayesinde. Allah, alimdir, hakimdir.

9. Eğer mü’minlerden iki grup savaşa tutuşurlarsa, aralarını düzeltin. Eğer biri diğerine tecavüz ederse, Allah’ın emrine dönünceye kadar tecavüz edene karşı savaşın. Eğer dönerse, aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın. Şüphesiz Allah, adaletli olanları sever.

10. Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki merhamet olunabilesiniz.

11. ‑Ey iman edenler!

Bir topluluk, diğer bir toplulukla alay etmesin. Alay edilenlerin, alay edenlerden daha hayırlı olması mümkündür. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesin. Belki de onlar, bunlardan daha hayırlıdır. Birbirinizi karalamayın. Birbirinizi kötü isimlerle çağırmayın. İman ettikten sonra fasık adını almak ne kötüdür. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalimler onlardır.

12. ‑Ey iman edenler! Aşırı şüpheden kaçının, çünkü bir kısım şüphe günahtır. Birbirinizin gizlisini araştırmayın. Birbirinizi çekiştirmeyin. Biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? Bundan tiksindiniz değil mi?

Allah’tan korkun, kuşkusuz Allah, tevbeleri kabul eden ve merhamet edendir.

13. ‑Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Sizi tanışasınız diye kollara ve kabilelere ayırdık. Allah, katında en şerefliniz, ondan en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah, alimdir, haberdardır.

14. Bedeviler “iman ettik” dediler. De ki:

‑Siz iman etmediniz, fakat teslim olduk deyin! Çünkü iman, henüz kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Resûlüne itaat ederseniz, (Allah) amellerinizden hiç bir şey eksiltmez. Nitekim Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

15. Asıl mü’minler, Allah’a ve Resûlüne iman edip, hiç şüphe etmeyen ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir. İşte doğrular/sadıklar onlardır.

16. De ki:

‑Dininizi Allah’a mı öğreteceksiniz? Allah, göklerde ve yerde ne varsa bilir. Allah, her şeyi bilendir.

17. Müslüman oldular diye seni minnet altında tutmak istiyorlar. De ki:

‑Müslüman olmanız sebebiyle beni minnet altında bırakmayın, bilakis size doğru yolu gösterdiği için Allah sizi minnet altında tutar, eğer samimi iseniz.

18. Allah, şüphesiz göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı görmektedir.

50. KÂF SÛRESİ

(Risalet’in ilk yıllarında nazil olan bu Sûre, ismini ilk ayetinde geçen KAF harfinden almıştır. 45 ayettir.)

Rahman ve Rahim  Allah’ın adıyla.

1. Kâf, şerefli Kur’an’a and olsun, 2. Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar da, kafirler:

‑Bu, acayip bir şey, dediler.

3. Biz öldükten ve toprak olduktan sonra mı? Bu ne uzak bir ihtimal.

4. Yerin onlardan (cesetlerinden) ne eksilteceğini biliriz. Katımızda koruyup saklayan bir yazıt vardır.

5. Hayır onlar, kendilerine hak gelince yalanladılar. Çünkü onlar şaşkınlık içindedirler.

6. Üzerlerindeki göğe hiç bakmıyorlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık, onda bir çatlak da yoktur. 7. Ve yeryüzünü nasıl yayıp, üzerinde sabit dağlar yerleştirdik. Orada her çeşit güzel bitkiler yetiştirdik.

8. (Bize) yönelen bütün kullar için bir öğüt ve ibret olarak…

9. Gökten bereketli bir su indirdik de onunla bahçeler ve biçilecek ekinler bitirdik.

10. Birbiri üzerine kümelenmiş tomurcuklu, uzun boylu hurma ağaçları..

11. Kullara rızık olarak… O su ile ölü beldeye hayat verdik. İşte kabirden çıkış da böyledir.

12. Onlardan önce Nuh’un kavmi, Ress halkı ve Semûd da yalanlamıştı.

13. Âd, Firavun ve Lût’un kardeşleri de…

14. Eyke halkı, Tubba kavmi de… Hepsi de elçileri yalanladı ve tehdidim yerini buldu.

15. “İlk yaratış”ta güçsüz mü kaldık ki yeni bir yaratılıştan şüphe ediyorlar.

16. Andolsun ki insanı biz yarattık. Ona nefsinin ne fısıldadığını da biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.

17. Sağ tarafta ve sol tarafta oturan iki alıcı kayıt yapmaktadır. 18. Hiç bir şey söylemez ki onu gözleyen, tespit eden biri bulunmasın.

19. Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldiğinde, ona denir ki:

‑İşte senin kaçıp durduğun şey!

20. Sûr’a da üfürülecektir.

‑ İşte azap günü!

21. Her kişi yanında bir sevk edici ve şahit ile gelecektir.

22. ‑Sen, bundan gafil idin. Gözünden perdeyi kaldırdık. Artık bugün görüşün keskindir.

23. Yanındaki (sürücü):

‑Bu, yanımdaki hazırdır, der.

24. ‑Cehenneme atın, her inatçı kafiri… 25. Hayra engel olan saldırgan, şüpheciyi…

26. Allah ile birlikte başka bir ilah edineni atın şiddetli azaba!..

27. Yanındaki der ki:

‑Rabbimiz, ben onu azdırmadım. Ama o, uzak bir sapıklık içindeydi. 28. (Allah da) şöyle der:

‑Benim yanımda çekişip durmayın, ben size daha önce azabımı bildirmiştim.

29. Katımda söz değiştirilmez. Ben kullarıma asla zulmedici değilim.

30. O gün, cehenneme:

‑Doldun mu, deriz. O da:

‑Daha var mı? der.

31. Cennet, korunmuş olanlara yakın olacak, uzak değil…

32. Yönelen ve korunan herkes, işte bu size vaat edilendir.

33. Görmediği halde Rahman’ dan korkan ve ona teslim olmuş bir kalp ile gelen kimseler…

34. Oraya esenlikle girin, bugün sonsuzluk günüdür.

35. Orada istedikleri her şey onlarındır. Katımızda daha fazlası da vardır.

36. Onlardan önce nice kuşakları yıkıma uğrattık. Onlar, kendilerinden daha güçlü idiler ve ülkelerde dolaşıp durmuşlardı. Kaçıp kurtulacak bir yer var mı?

37. Şüphesiz bunda, kalpi olana veya kulak verene ve şahit olana bir ibret vardır.

38. Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık. Hiç bir yorgunluk da duymadık.

39. Onların dediklerine karşı sabret. Güneş doğmadan önce ve batmadan önce Rabb’ini hamd ederek tesbih et!

40. Gecenin bir bölümünde de onu tesbih et, secdelerin ardından da…

41. Kulak ver, o gün yakın bir yerden seslenecek olanın çağrısına..

42. O gün korkunç haykırışı tam olarak duyacaklar. İşte o gün çıkış günüdür.

43. Şüphesiz biz, diriltiriz ve öldürürüz. Dönüş de bizedir.

44. O gün yer, onlara hızlı bir şekilde yarılacaktır. Bu, bizim için çok kolay olan bir toplamadır.

45. Onların söylediklerini biz daha iyi biliriz. Sen, onları zorlayacak değilsin. Bu sebeple tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver.

51. ZÂRİYÂT SÛRESİ

(Mekke döneminin son yıllarında indirilmiş olan Sûre, ismini ilk ayetindeki “toz kaldıran rüzgarlar” anlamına gelen “zariyat” kelimesinden almıştır. 60 ayettir.)

Rahman ve Rahim  Allah’ın adıyla.

1. Savurup tozutan rüzgarlara andolsun!

2. Ağır yük taşıyan(bulut)lara…

3. Kolayca akıp giden(gemi)lere¼

4. İşleri taksim edenlere…

5. Size vaat edilen elbette doğrudur. 6. Ceza günü kuşkusuz gerçekleşecektir.

7. Güzel yolları olan göğe and olsun. 8. Ki siz farklı görüşler içindesiniz. 9. Ondan çevrilen çevrilir.

10. Kahrolsun yalancılar, 11. Ki onlar, gafilce sapıklık içinde yüzmektedirler.

12. ‑Ceza günü ne zaman diye sorarlar?

13. O gün, onların ateşte yakılacakları gündür.

14. ‑Tadın azabınızı. Bu acele gelmesini istediğiniz şeydir.

15. Korunanlar, cennetlerde ve pınarlardadır. 16.Rab’lerinin kendilerine verdiklerini almışlardır, çünkü onlar bundan önce iyi kimseler idiler. 17. Geceleri az uyuyorlardı.18. Seherleri de onlar mağfiret diliyorlardı.19. Onların mallarında isteyen ihtiyaç sahipleri için de bir hak vardı.

20. Yeryüzünde gerçekten iman edecekler için ayetler vardır. 21. Kendi içinizde de, görmüyor musunuz?

22. Gökte de sizin rızkınız ve size vaat edilen şeyler vardır.

23. Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki, size vaat edilenler, tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.

24. İbrahim’in değerli/şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?

25. Hani O’nun yanına girmişler: “Selam” demişlerdi. O da: “Selam ey yabancılar!” demişti. 26. Ailesinin yanına gidip, besili bir dana getirmişti.

27. Bunu onların önüne koydu ve:

‑Yemez misiniz? dedi.

28. Onlardan dolayı içine bir korku düştü. “Korkma!” dediler. Ona bilgin bir erkek çocuğu müjdelediler.

29. Karısı bir çığlık içinde çıka gelip, (elleriyle) yüzüne vurarak:

‑Ben, kısır bir kocakarıyım, dedi.

30. ‑Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hakimdir, alimdir, dediler.